Reklam
Bugun...
CUMHURİYET BAYRAMI


KEMAL SÜPHANDAĞ
 
 

Cumhuriyetin bana göre en önemli kazanımı, teokratik bir devletten dönüştür. Bu coğrafyada ve o geri toplumsal yapıda bundan dönüş kolay değildi.

Teokratik sistem yani dini kurallara göre devlet yönetiminden dönüş olmuş, ama bu dönüş evrensel anlamda bir laiklik anlayışıyla örtüşen tarzda olmamıştır.

Devlet dini de kendi tekçi, ırkçı ideolojisine hizmet etsin diye tekeline almıştır. Oysa laiklik din ile devlet işlerinin birbirinden tamamen ayrı olmasıdır. Mesela ABD anayasasın da devlet dine karışmaz, dini öğretmez diye madde var.

Oysa Türkiye de devlet hem dini öğretiyor, hem cami yapıyor bunu da birkaç bakanlığın bütçesine eşit bir bütçeyle yapıyor. Ve kendi resmi devlet ideolojisine hizmet ettirecek tarzda işletiyor. Yani devletin hem dini var, hem de mezhebi var.

Toplumda ki diğer din ve mezheplere her hangi bir hizmet verilmiyor. Bunun da nedeni; Devlet otoriter bir anlayışla ve tepeden oluşmuş, bu otoriter devleti inşa eden irade de, demokratik ve laik bir anlayışta olmadığı için devlet dizaynı da demokratik ve laik olamamıştır.

Bu konu yalnızca cumhuriyet kurucularının hatalarından da kaynaklı değildir. O günkü dünya da otoriter hatta daha sonra faşist yönetimler revaçtadır. Cumhuriyetin ırk esasına dayalı tekçi bir anlayışla inşa edilmesinde ki en büyük etken, ittihat terakki döneminden beri gelen ırkçı şoven damarla o günkü konjonktür de revaçta ve yükselişte olan, ulus devlet anlayışı ile faşizmin yükselişidir.

Çok açıktır ki bir ülkenin adının cumhuriyet olmasının tek başına bir anlamı yoktur. Dünyada ki pek çok diktatörlüğün Mesela; Türkiye cumhuriyeti, ırak yada Suriye cumhuriyeti gibi.

Hatta İran gibi teokratik devletin adı cumhuriyettir. Oysa adı krallık olan (İngiltere, Belçika gibi) pek çok ülke de son derece demokratiktir. Yani cumhuriyetin demokratik olması, laik olması, insan hak ve özgürlüklerini savunuyor ve koruyor olması önemlidir.

Türkiye cumhuriyeti otoriter bir cumhuriyettir. 1950 yılına kadar da tam anlamıyla bir diktatörlüktü. bu despotik, otoriter devlet anlayışı tüm sorunların müsebbibidir. Eski kara kuvvetleri komutanı Aytaç Yalman’ın sosyal medyaya ve bazı köşe yazarlarının köşe yazılarına konu olan yeni çıkan kitabın da dile getirdiği gibi, cumhuriyetin otoriter ve inkârcı bir anlayışla kurulmasının yani Kürtlerin inkârına dayanan anlayışının yaşanan tüm sorunlara kaynaklık ettiğine parmak basılmaktadır.

Kurulduğu günden bu güne kadar tüm muhaliflerin dile getirdikleri ve bu nedenle ölüm de dahil, başlarına gelmeyen felaketlerin kalmadığı ve pek çok isyana, sürgüne, katliama neden olan sorun aslında ırkçı, şoven, inkarcı despotik bir devlet yapısından kaynaklanıyor.

Yani demokratik olmayan ırkçı bir Cumhuriyetten. Türkiye bu ırkçı devlet anlayışıyla geri bir üçüncü sınıf dünya ülkesi olarak kaldı. Özellikle Kürt düşmanlığı Kürtlere büyük bir zulüm mekanizmasına dönüştüğü gibi, Türkiye’nin de kalkınmasına, demokratikleşmesine engel oldu.

Türkiye yalnızca kendi içindeki Kürtleri ezmekle, haklarını, varlıklarını, dillerini inkarla yetinmedi. Kürdistan’ın dörde bölünmesinde rol aldığı gibi, diğer parçalarda ki Kürtlerin de bir statü yada hak sahibi olmamaları için elinden geleni yaptı. Kendisi gibi sömürgeci olan ırak, İran ve Suriye yönetimlerinin Kürt karşıtı yönetimler olmalarında büyük rol oynadı.

Bazı parçalarda ki Kürtlerin statü edinmelerine bizzat müdahale etti. Mesela; ırak İngiltere sömürgesi iken, İngiltere'nin Kürtlere otonomi vermemesi için bizatihi Atatürk büyük çaba sarf etmiştir. Bu gün bile eski genelkurmay başkanı Başbuğ Kürtlerin devlet kurmak üzere olduklarını söylerken üzüntüyle bu duruma vurgu yapmaktaydı.

Erdoğan ırak’ta yapılan hataya tekrar düşmemek gerektiğini söylemekte ve bu nedenle rojava’ya Kürtler lehine gelişecek yada gerçekleşecek bir statüye izin vermeyeceklerini söylemektedir. Yani Türkiye, cumhurriyetin kuruluşundan bu güne Kürt düşmanıdır.

Ve Erdoğan'ın başkanlık yani diktatörlük hayallerinin sekteye uğramasıyla da bu geleneksel düşmanlığı artık O da alenen dile getirmektedir.

Erdoğan’ın Kürtleri tehdit etmediği bir tek gün yoktur. İşin ilginç yanı bir yandan düşmanlık yapılıp, tahditler savrulurken, Kürt kazanımlarının önüne geçileceği, ezileceği vurgulanırken, bir yanda da yüreklerini kanattıkları Kürtlerin incinen gururlarıyla alay edercesine kardeşlikten söz edebilmenin edepsizliğini de yapıyor olmalarıdır. Bana göre İktidar, tüm bunları yalnızca Türk ırkçı faşist kesimden oy almak için yapmamaktadır. Bence toplumu da kürtlerle savaşa hazırlamaktadır.

Bu gün TRT Kurdi de dikkatimi çeken bir program vardı. Programda PYD ve YPG nin PKK ile ilişkileri ve diğer Kürt gruplarına karşı dışlayıcı tutumu çok abartılı bir şekilde işlenmekte PYD yerden yere vurulmaktaydı. Sanki PYD kürtlere düşman bir örgüt,Türkiye de bu nedenle PYD'YE karşı.

Oysa, Kürtleri kölesi gibi düşünen, onların kaderlerinin tayininde kendini irade gören bir anlayışla bakılıyor kürtlere. Bu yayınların amacı kendilerine biat etmeyen kürde ve Kürt kazanımlarına, yani Kürtlerin ulusal kurtuluş mücadelelerine karşı Kürtler de bir nifak, bir çatlak ve düşmanlık oluşturmak ve ileride yapmayı düşündükleri bir müdahaleye de daha doğrusu bir çılgınlığa da Kürt kamuoyunu hazırlamaktır.

Bu Kürdü çok aşağılayan, ucuz bir yaklaşım olduğu gibi, Kürt-Türk savaşı gibi bir felaketinde önünü açacaktır. Türkiye'nin bu Kürt düşmanı yaklaşımına razı olacak alçaklıkta bir Kürt yoktur.

Yalnız Türkiye de değil, Suriye, ırak ve İran da ki Kürtler için de rojava kürdistan'dır. Türkiye'nin Bu faşist anlayışına karşı tüm emekçi kesimleri ve devrimci, demokrat, insan hak ve özgürlüklerinden yana tüm güçlerin ayağa kalkmaları lazım. Çünkü, Bu çılgınlığın bedelini yalnızca Kürtler değil, herkes ödeyecektir. Türkiye tüm dünyadaki Kürtlere düşmanlık yapma siyasetinden vazgeçmelidir. Başta Erdoğan olmak üzere günlerdir PYD ile ilgili uydurulan yalanın hadi hesabı yoktur.

Telabyat İŞİD’in elindeyken ses çıkarmayan Türkiye YPG ele geçirince Erdoğan önce etnik temizlik yapılıyor diye karşı çıktı.

Sonra koalisyon vuruyor PYD boşalan alanları işgal ediyor diye karşı çıktı. Şimdi de anlaşmalı olarak telabyat İŞİD tarafından YPG ye terk edildi diyor. Zırvanın ve yalanın bu kadarı da olmaz. Kürtlerin nüfusunun %5 olduğunu söylemektedir. Oyna telabyat İŞİD in eline geçmeden önce Kürtlerin oranı yüzde 40-45 kadardı. İŞİD camilerden yaptığı anonslarla açıkça Kürtleri telabyat’tan çıkardı. O zaman senin sesin niye çıkmadı. Erdoğanın Söylediğinin tersine etnik temizlik yapılmadığı gibi, oluşturulan yönetimde Araplardan 7, Kürtlerden 4, Türkmenlerden 2, Ermenilerden de 1 temsilci bulunmaktadır.

Yani son derece adil ve demokratik bir yaklaşımla oluşturuluyor yönetimler. Kobani ile Cizire kontonu arasında Telabyat varken Kürtler sana mahkumdu. Kobani İŞİD kuşatması altındaken soykırımdan kıl payı kurtuldu. Kobani’nin kendini yaşatması için telabyat’ın İŞİD ten temizlenmesi hayati önemdeydi ve PYD bunu gerçekleştirdi. Şimdi de en büyük Kürt kantonu olan Efrin bu tehdit altındadır. Arada Crablus vardır.

Bu 110 km. lik alan İŞİD’in elindedir. Buranında İŞİD’ten temizlenmesi Efrin Kürtleri için hayati anlamdadır. üstelik aslında Telabyat 1915 lerde sürdüğünüz katliam artığı Ermenilerce kurulmuş bir yerleşim birimidir. Crablus'ta Kürt yerleşim birimiydi. 1960 lar da Suriye yönetiminin Araplaştırma siyaseti gereği araplaştırıldılar. Kürt yerleşim birimleri arap kemerleriyle birbirinden ayrıştırıldı. hatta bununla da yetinilmedi kürtlerin kimlikleri bile alındı. büyük çoğunluğunun kimlikleri bile yok, yani vatandaş sayılmıyorlar. şimdi kendilerine ait yerlerde kiracı gibi yaşamaktadırlar. evlerine, tarlalarına hatta ahırlarına bile bir arap ortaktır. Ey mazlumlardan yana olan Erdoğan hiç bu haksızlıklara değinmiyorsun. hatta Kürtlerin kendi vatanlarını, varlıklarını bir tecavüzcü işgalci güce karşı korumalarına " bu güvenliğimize bir tehdittir" gibi bir saçmalıkla karşı çıkıyorsun. Buna ne hakkın var. Hani İŞİD’e karşıydın.

Bu tutumunla İŞİD’le yan yanasın. Ve bu Kürt düşmanlığı tutumu cumhuriyetin kuruluşundan beri vardır. Artık bizi ucuz yalanlarla, dini yada riyakarane söylemlerle kandırmanız mümkün değildir. Bu Kürt düşmanı tutuma gerçek anlamda karşı hiçbir siyasi parti de yoktur.

MHP zaten tüm söylemini Kürt karşıtlığı üzerine kurmuş, aslında varlık nedeni de odur. CHP çözüm sürecine karşı bir tutumla, hala çocukmuydun? niye kandın? demektedir. Kürt sorununun çözümü konusunda olumsuz ve iktidarın rojavaya karşı tutumuna ses çıkarmamaktadır.

Bu konuda siyasetsizdir de. Hem Kürtleri, hem de ulusalcı denilen Kemalistleri yani özünde faşistleri idare etmeye çalışmaktadır. Kendine sosyalist diyen faşist alçak Perinçek meydanlarda Kürtlere ölüm naraları atmaktadır. Tüm bunlar bizim HDP ve bileşenlerine hiç olmadığı kadar sahip çıkmamızı ve kenetlenmemizi gerektirmektedir. PYD; YPG nin de demokratik bir Suriye ve özerk yada bağımsız bir rojava için pragmatik ve realist bir yol izleyerek mücadelesini sürdürmesi gerekiyor. Bu konuda yaptıkları yapacaklarının teminatıdır. Başarısı yalnızca Kürtlerin isteği değil, tüm insanlığın beklentisidir. Bu avantajını iyi değerlendirmelidir.

Kürtler artık Ortadoğu’nun nesnesi değil öznesidir. İŞİD gibi bir dehşet örgüte boyun eğdiren bir güç olarak ABD, Rusya ve tüm uygar dünyanın en önemli mutefiğidir. Ortadoğu’nun yeniden dizaynı kürtlerle olacaktır. Türkiye körü körüne bir düşmanlıkla dost olabilecekken, düşmanlığı tercih etti bu nedenle de aslında gizli gizli iş tuttuğu İŞID gibi gerici güçlerle birlikte kaybedecektir.

Bu yenilgi gericiliğin, sömürgeciliğin kaybı, ezilen halkların da zaferi olacaktır. Adınızın Cumhuriyet olması tek başına bir anlam taşımıyor. Demokratik, insan haklarına saygılı, çoğulcu, çağdaş dünyanın demokratik normlarına uygun, eşitlik ve kardeşliği esas alan bir demokratik cumhuriyet olmanız önemlidir



Bu yazı 899 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



8 + 7 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI