Reklam
Bugun...
İRLANDALI BOKSÖRÜN ÖĞRETTİKLERİ


KEMAL SÜPHANDAĞ
 
 

Çetin Altan’ın sürekli kullandığı bir sözü var.

Türkleri kendi kendine milliyetçilik yapan dünyada ki ender halklardan biri olarak tanımlar.

Yoksul geri kalmış bir ülkedir Türkiye. Ama diğer göstergelerde yani insan haklarında, kadın cinayetlerinde, teknoloji de, eğitimde vs konularda yoksulluktan daha kötü bir karneye sahip.

Mesela kendilerine özgü bir patentleri, dünya çapında bir markaları yok, bir buluşları yok, hatta dünya uygarlık tarihine bir katkıları da yok. Ama bu durumlarını görmeden kendilerini dünyanın en güçlü, en asil milleti olarak görürler. Bu şekilde yani kendi kendilerine milliyetçilikte de; Türkiye toplumun en aç kesimi baş rolü oynar. Gerçi dünyada da; ırkçı, faşist anlayışların dayandığı toplumsal katmanlar, daha çok kırsal kesime, dolayısıyla köylülüğe dayanan bu geri kesimlerdir (Orta anadolu gibi). 

1908 ittihat terakki döneminden bu yana; bu ırkçı, şoven anlayış bu toplumun tüm problemlerinin kaynağını teşkil etti. Irkçı tek devlet, tek millet, tek bayrak yani tekçi anlayış ittihat ve terakkinin bir projesiydi ama bu proje 1923 kadar savaş nedeniyle zemin bulamadı. 1923'te kurulan devletle bu faşist, ırkçı, tekçi anlayışa uygun bir devlet inşa edildi. Bu ülkede yaşayan herkesi Türk gören, Türk olmaya mecbur kılan bir anlayıştı bu anlayış.

Bu güne kadar realiteye ve bilime uygun olmayan bu anlayışta pek çok direniş, katliam, sürgüne rağmen ısrar edildi. “Ne mutlu türküm diyene” denilerek ve bu ülkede farklı etnisite mensuplarının çocuklarına her gün “varlığım Türk varlığına armağan olsun” andı söyletilerek herkesin Türkleştirilmesi amaçlandı.

Fakat reliteye ve bilime aykırı olan bu anlayışın benimsenmesi mümkün değildi ve olmadı da. Sonuçta ne Kürtler ve diğer etnisite mensupları Türkleşti, nede Türkler mutlu oldu. Ama hala bu politikalarda ve bu geri anlayışta ısrar ediliyor. 

Bu resmi ideolojiye uygun bir toplum yaratmak için, bilime, bilim yöntemine aykırı hareket edildi. İnsanlara bilim yöntemiyle meselelere yaklaşım öğretilmedi. Çünkü bilim; realiteye aykırı olan bu ilkel anlayışa karşıdır. Dolayısıyla bu ilkel anlayışı kutsayarak, bir doğmaya dönüştürüp sorgulamadan topluma benimsetilmesi hedeflendi. Bilim yuvası olması gereken eğitim kurumları ve üniversiteler bu doğmaya göre hareket etti.

Bu çağ dışı anlayışa uygun tarihle ve tarihsel gerçeklerle ilgisi olmayan bir tarih oluşturmak için Türk tarih kurumu gibi bir kurum oluşturuldu. Dilin diğer dillerden arındırılması adına aslında o da ırkçı zihniyetin bir ürünü olan Türk Dil Kurumu oluşturuldu. Bu gün Türkçenin kifayetsizliğinin ve türk tarih yazımının senaryo gibi olmasının en büyük nedeni de bu ve benzeri kurumlardır. 

Bu anlayış Türkiye de on binlerce insanın, yüzlerce milyar dolarlara mal olmuş pek çok savaşın, bu savaşlar neticesinde sürgünlerin, yıkımların ve Türkiye’nin her alanda geri kalmasının da temel nedenidir. 
Dün bir olay oldu. Karaköy’de bir büfeden birkaç su şişesi döküldü diye onlarca insan bir turiste saldırdı. Allahtan boksör olan bu turist vurduğunu devirerek büyük bu hoyratlığın, kabalığın, hak-hukuk ve etik değerlerden bihaber, insanlık gözetmeden onlarca insanın bir kişiyi dövmek için birlikte şiddette yöneldikleri bir tabloyu ortaya çıkardı. Aslında bu sorun da sözünü ettiğimiz bilimden uzak, ırkçı, milliyetçi, tekçi, şoven, kendini esas alan anlayışın oluşturduğu insan tipinden kaynaklanıyor.

Adam Turist ya onu ezecek, dövecek kendisinden olmayan, kendisinden başkasını ezme hakkına sahip olduğunu düşünen bir zihniyetin ürünüdür bu anlayış.

Bu ırkçı, şoven, tekçi devlet anlayışı; hakka hukuka riayet etmeyen, kişi hak ve özgürlüklerinden yana olmayan, toplumda bir arada yaşama kültürünün gereklerine göre hareket etmeyen cahil, kaba, şoven, bencil ve ukala bireyler ve bu bireylerden oluşan bir toplum yarattı.

Bu ideolojiyle oluşturulmak istenen de buydu. Netice de bilinç; duyu organlarımız vasıtasıyla varlığını algıladığımız şeylerin beynimize yansımasıyla oluşur. yani gördüklerimiz, dokunduklarımız, tatdtıklarımız, kokladıklarımız ve duyduklarımızın beynimize yansımasıyla oluşur bildiklerimiz-bilincimiz.

Irkçılığı, şovenizmi, hoyratlığı, saygızılığı, başkasına düşman olmayı öğretmişsen o anlayıştan nemalanan insanlardan da dünkü davranışı görürsün. Yani ne ekersen onu biçersin. Irçı, şoven, hak ve özgürlüklere karşı, redçi, inkarcı bir anlayışın ürünüydü o tablo. işte bu ırkçı, ilkel, tekçi resmi devlet ideolojisinin yarattığı insan tipi budur. Böyle bir insan tipine yatırım yapıldı ve neticesi de alındı. 

Oysa; Bu kendi kendine milliyetçilik yapan, ırkçı, şoven, tekçi anlayış yerine; Kendisi için hak olarak gördüğünü, başkası içinde hak gören, hakkı-hukuku, insan hak ve özgürlüklerini, toplumda kolektif yaşamın gereklerine göre harekete edebilmeyi, sevgiyi, kardeşliği, hoşgörüyü, dürüstlüğü esas alan bir anlayışla bilimsel eğitim yöntemleriyle eğitilen birey ve bu bireylerden oluşan bir toplum oluşturulmak istenseydi.

Dün tanık olduğumuz o tabloyu görmezdik. Onlarca insan kazayla dökülen birkaç şişe su için, bir yabancıyı dövme yarışına girmezdi. Ve bu ülke bu gün dünyanın önemli, zengin, barış içinde yaşayan,birbirine saygılı, eğitimli, hiçbir toplumsal sorunu olmayan ve tüm İslam coğrafyası içinde model olan, mutlu insanlar ülkesi olabilirdi.



Bu yazı 1087 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



2 + 2 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI