Reklam
Bugun...
ROJA ZîMANÉ DAYKÉ PİROZ BÉ (DÜNYA ANA DİL GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN)


KEMAL SÜPHANDAĞ
 
 

Ziman tek vasitake tekiliye yani ye iletiişimi tene nine. Her zıman jı bo gele kû bi wi zımanî dıaxfın wasıta dirok u canda wanye ji. Cand u dirok bı vasıta zıman te mezırandın.

Dil, bir iletişim aracı olmaktan çok daha fazla şeyi ifade eder. Her dil, o dili konuşan toplumun tarihinin ve kültürünün taşıyıcısıdır da. “Bir lisan bir insan iki lisan iki insan” atasözü, birden fazla dil bilmenin kişiye katacağı zenginliği çok güzel vurgular. Birey ne kadar çok dil bilirse ufku da o kadar genişler. Ancak her insan için anadilinin ayrı bir önemi ve yeri vardır. Anadili kişinin dünyayla ilk iletişim kurma sürecinde edinip öğrenmeye başladığı ve dolayısıyla kişiliğinin, kimliğinin, duygusal ve zihinsel gelişiminin ayrılmaz bir parçası niteliğini taşıyan dildir. İkinci dil öğrenmediğimizde bir eksiklik yaşayabiliriz ama anadilimizi yitirdiğimizde benliğimizin ve kimliğimizin, duygusal ve zihinsel bütünlüğümüzün çok önemli bir tamamlayıcısından mahrum kalırız. anadilimiz, kendimiz ve kimliğimiz kadar hayati, gerçek ve önemlidir. Bir dili kullananlar bulunduğu müddetçe, o dilin yok olmayacağı açıktır. Ancak günümüzde pek çok dil yok olma/edilme tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Modern yaşamın doğal akışı içinde kullanılmaktan vazgeçilen, o dili kullanan toplum fertlerinin azalmasıyla, artık kullanan kalmadığı için kendiliğinden yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan dillerin yanı sıra bir de konuşuldukları ülkelerin devletlerince yasaklandığı için gelişmesi engellenen, bu nedenle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan diller bulunmaktadır. Yeryüzünde insanlığın ortak kültürel zenginliğinin nadide birer parçası olan dilleri, tehlikeli gören, yasaklamaya, dolayısıyla yok etmeye çalışan ülkeler bulunmaktadır. 
Özellikle ulus-devlet inşa süreçlerinde homojen bir topluluk yaratma politikalarının, kültürel ve dilsel çeşitlilik ve zenginlikler açısından ciddi tehdit ve tehlikelere yol açtığı bilinmektedir. Bilim çevreleri bu tehlikenin ortadan kaldırılmasının ve dilsel zenginliğin korunmasının ancak anadillerinin öğretimiyle ve anadilinde eğitimle mümkün olabileceğini dile getirmektedir. Bu bilimsel doğruyu dikkate alan pek çok ülkede çok dilli eğitim modelleri geliştirilerek hayata geçirilmiştir. Çok dilli bir gerçekliğe sahip olan ülkemizde ise bu süreç henüz tartışma aşamasındadır. Ancak ne yazık ki ülkemizdeki tartışmalar dilsel zenginliğin insanlığın ortak mirası olarak korunması gerekliliği, pedagojik ilkeler ya da eğitim hakkı yerine sadece Kürt sorunu bağlamında yürütülmektedir. Bu ise tartışmanın dar kalmasına ve kutuplaştırıcı bir hal almasına neden olmaktadır. 
Dil sadece bir iletişim aracı değildir! 
Dil, insanlar arasında anlaşmayı ve iletişim kurmayı sağlayan bir araçtır. 
Dil, insanlar arasında anlaşma ve iletişim kurmanın yanı sıra, düşünmenin de başlıca aracıdır. 
Dil, kendi yasaları olan, yaşayan, gelişen, zaman zaman da ölen, yok olan bir simgeler sistemidir. 
Her dil belirli bireylerin anadilidir. Anadili, dünyaya gelişinden itibaren bireyin her tür ruhsal ediniminin, duygularının, bilgilerinin, kültürünün biçimlendiği ve taşındığı ortamdır. 
Dil, bir halkı ya da topluluğu birleştiren, ortak hedeflere yönelten ve sosyal olarak yeniden üreten bir kültürel miras ve tarihsel bir zenginlik kaynağıdır. Ayrıca uzun bir dönem içinde şekillenen sosyal bir kurumdur. 
Dil, bir kültürün taşıyıcısı, hatta aynasıdır. 
Bir toplumun kimliğini anlamak için diline bakmak gerekir. Nihayetinde dil, ana gösterge, sembol ve kimlik kaydıdır. Dil, düşüncenin ayrılmaz bir parçasıdır. 
Beyinin, belleğin ve zihnin kendini nesnel ve somut olarak göstermesinin zorunlu bir öğesidir. 
Dil, o dili konuşan halk için bir tür müzedir, taşıyıcısı olduğu her kültür için bir tür anıttır.
Dünya dilleri: İnsanlığın dil hazinesidir 
Yukarıda dilin sadece bir iletişim aracı olmadığını vurguladık. Bir dil onu kullanan toplumun kendine has anlam evreninin içinde yaşadığı, yeniden üretildiği ve gelecek kuşaklara taşındığı canlı bir yapı olma özelliğine de sahiptir. Bu nedenle bir dilin korunmaması, yok olması aynı zamanda insanlığın ortak geçmişinin ve kültürel mirasının bir halkasının da kaybolması anlamına gelmektedir. Ne yazık ki günümüzde binlerce dil yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. UNESCO 21 Şubat 2002 tarihinde yayınladığı Dünya Dilleri Atlas’ında dünyada konuşulan 6.000 dilin yarısının yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu belirtmişti.Dillerin yok olması/edilmesi, dil kırımı ve dil emperyalizmi Egemen dil diğer bir dilin yerini aldığında ve anne-babalar evde ya da başka mekânlar da çocuklarına 
anadillerini artık öğretmediklerinde o anadili yok olur ya da yok edilmiş olur. Bu durum, daha çok yerli halklar ve azınlıkların konuştukları dillerin hayat ortamlarının yıkıma uğratılmasıyla gerçekleşir. 
Geçmişte boyunduruk altına alınan veya köleleştirilen halklara karşı gösterilen küçümseme, onların dillerine de gösterilirdi. Teknolojik açıdan ilkel olan bir halkın doğal olarak zengin bir dile sahip olamayacağına inanılırdı. Örneğin Maya ve Aztek uygarlığın yaratabilmiş yerli halkların dilleri sömürgeciler tarafından “cahilce”, “geri”, “bozulmuş”, “yetersiz” ve hatta misyonerlerin ifadesiyle “şeytan işi” olarak damgalanmıştır. Avustralya’daki Aborijinlerin dilleri de sömürgeciler tarafından aynı şekilde küçümsenmiştir. Benzer yaklaşımlara günümüzde de rastlanmaktadır. Örneğin ülkemizde bile resmi dil politikalarını benimseyen kanaat önderlerinin ve entelektüellerin önemli bir kısmı, Kürtçenin gelişmemiş, entelektüel ve bilimsel bir niteliğe sahip olmayan bir dil olduğu, diğer dillerden çok sayıda kelime aldığını, hatta illere göre bile Kürtlerin benzer değil, farklı bir Kürtçeyle konuştukları için birbirlerini anlayamadıklarını iddia etmektedir. 
Bir dilin yok olmasının/edilmesinin çok çeşitli boyutları vardır: İlk olarak, küreselleşme perspektifinden hareket edenler dünyada tek bir dilin egemen hale gelmesinin kaçınılmaz olduğunu öne sürerler. Bu dil İngilizcedir. İngilizce ekonomi ve bilimin olduğu kadar diplomasinin ve uluslararası örgüt ve ilişkilerin de dilidir. Örneğin, İngilizce bugün BM’nin tanıdığı 200’ü aşkın ulusal devletin 60’ından çoğunun egemen ya da resmi dilidir. 
İkinci olarak, ulus-devlet perspektifinden yaklaşanlar, farklı dillerin ulusal birliği ve homojenleşmeyi engellediğini iddia ederek dilde özleşme ve birlik adı altında tek dilliliği savunmaktadırlar. Kimi ulus-devletler özellikle kuruluş aşamasında kendi içindeki azınlıkları fiziken ortadan kaldırmaya (soykırım) varan sert politikalar uygulamış, kimi de bunun yerine asimilasyon ya da entegrasyon politikalarıyla azınlıkların kendi varlıklarını yeniden üretmelerinin önüne set çekmiştir. Bu durumda da dil kırımı da denilen, dillerin yol edilmesi olgusu yaşanmıştır. Daha yaygın politika ise asimilasyon olmuştur. 
Asimilasyon sürecinde egemen dil dışında anadiline sahip olanlara kendi dil ve kültürlerinin daha alt statüde, değersiz olduğu hissettirilir. Bu mesaj incelikli yöntemlerle empoze edilebilir. Örneğin, Finlandiya’da Saamilere (Laponlar) ya da ABD’de İspanyol kökenli Amerikalılara, Fince ya da İngilizce dilbilgisini zayıflatacağı gerekçesiyle evde yerli/azınlık dilinde (Saamice ya da İspanyolca) konuşulmaması tavsiyesinde bulunulmuştur. Evde egemen toplumun dilinin konuşulması için çeşitli profesyoneller (öğretmen, sosyal görevli, dilbilimci vs.) devreye sokulmuştur. Asimilasyon politikaları bir yandan incelikli yöntemlerle sürdürülürken diğer yandan farklı dillerin kullanımı önüne engeller ve yasaklar da konulmaya devam edilebilmektedir. 
Bir dili kullananlar bulunduğu müddetçe, o dilin yok olmayacağı açıktır. Ancak bu, yasakların hiçbir etkisinin olmayacağı anlamına da gelmez. Dilin basın yayın araçlarında kullanılmasının engellenmesi, ulusal ve yerel düzeydeki eğitim kurumlarında kullanılmasının yasaklanması, ister istemez dilin gelişimini, o dilde yetkin edebi ve bilimsel eserler ortaya çıkartılmasını engeller. Bu tür yasaklar, dili günlük yaşama hapseder ve bu da hem dilin kendisini hem de o dili kullanan toplumun düşünsel entelektüel dünyasını yoksullaştırır. Resmi dil dışındaki anadillerinin bu şekilde eğitimden başlayarak kamusal alandan dışlanması bu anadillerini kullananlarda, ancak egemen dili öğrenip konuşarak, sadece o dille iş görerek iyi biçimde yaşayabileceği kanısına yol açar. Egemen dil, yerli topluluğunun kısıtlı sınırlarından dışarıya açılmayı kolaylaştırdığı için de tercih edilir. 
Anadili ile ilgili yasakların en ağırı, hiç kuşku yok ki, anadilinde eğitimin yasaklanmasıdır. Çünkü anadili yukarıda da belirtildiği gibi insanın dış dünya ile ilk iletişim kurduğu, dünyayı tanımaya ve algılamaya başladığı, kimlik gelişiminin ilk adımlarını içinde yaşadığı dildir. Konuya ilişkin bilimsel çalışmalar kişinin düşünsel gelişimi açısından olduğu kadar ruhsal ve kimliksel gelişimi açısından da anadilinde eğitimin önemini ortaya koymuştur(derlemedir)



Bu yazı 1182 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



4 + 9 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI